Kara Çadırlar Ve Balık Gölü'nde Gece


2009 yılı Temmuz ayının ortaları… Doğu Anadolu’da uzun ve zorlu yolculuktan sonra Doğu Beyazıt’a ulaştık ve dostumuz Yakup Yiğit’in sahibi olduğu Nuh Otel’e yerleştik. Burada geçireceğimiz birkaç günün ayrıntılarını meslektaşım Erkan planlamıştı. Beni en çok heyecanlandıran, bölgedeki yaylalara yapacağımız geziydi.

Ağrı ve çevresi, yaklaşık dört bin yıl öncesinden bu yana daha çok hayvancılık yapan toplumlara ev sahipliği yapmaktadır. Bölgede, uzun tarihi süreç boyunca göç ederek gelen toplumlardan, ancak bu coğrafyanın sunduğu geçim kaynaklarını değerlendirerek zorlu koşullarına dayananlar uzun süre kalabilmişlerdir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, bölgenin en eski yaylacılarının “kurgan” tipi mezarları olan toplumlar olduğunu göstermektedir. Bu tür mezarlar, toprak altına taştan inşa edilmiş dikdörtgen mezar odası ve üzerine yığılmış toprak bir yükseltiden oluşur. Bu yükselti, içinde yatan kişinin toplumsal statüsüne göre bir metre ile 30-40 m arasında değişebiliyordu. Bu topluma ait kurganlar, bölgenin özellikle yaylalarına yakın bölümlerinde yer almaktadır. Ancak nerede yaşadıkları, kış aylarını nerede geçirdikleri tam olarak bilinmemektedir. Büyük koyun ve sığır sürülerini yaydıkları otlaklarda, günümüzdeki yaylacılar gibi geniş çadırlarda kaldıkları anlaşılmaktadır. Günümüzde “Kara Çadır” olarak bilinen çadırlar bu geleneğin son temsilcileridir.

Doğu Beyazıt’ın yaylalarında hala kara çadırlarıyla konaklayanların olduğunu duymuş ve gezi programına bunların resimlerini çekmeyi eklemiştik. Hedefimiz, Balıkgölü’ydü. Sabah yola çıktık. İki kişilik küçük çadırlarımız, fotoğraf makineleri ve diğer eşyalarımız arabadaydı. Doğubeyazıt’tan yavaş yavaş yükselmeye başladık. Önce Suluçem’de geleneksel köy evleri, arkasından kurganlar… Güvenlik konusundaki endişeler köylere uğradıkça, yerli insanların sıcak ilgisini gördükçe silinip gitmişti. Deniz seviyesinden yaklaşık 2200 m yükseklikteki Balık Gölü’ne ulaştığımızda akşam olmak üzereydi. Karşımızda sivri tepelerinin silueti gökyüzüyle birleşmiş dağlar, çok uzaklarda yayla evleri, gölün çevresinde koyun sürüleri ile günübirlik gelen piknikçiler vardı. Birkaç saat sonra hava kararmaya başladı, el ayak çekildi, sürüler uzaklaştı ve gölün dalgalarının ürkek sesi dışında yaşam belirtisi kalmadı. Biz kalmaya karar vermiştik. Çadırları kurduk, Can, yiyecek bulmak için en az bir saat uzaklıktaki bir köye gitti. Artık doğayla baş başaydık.

Beş kişiydik ve üç çadırda kalacaktık. Can geldiğinde ateşi yakmıştık. Kocaman tavuk butlarını pişirmek epey zor oldu. Akşam 8’de başlayan fırtına ise cabası… Biraz önceki sessiz göl, azgın bir deniz misali kabardı. Karanlığın içinde duyduğumuz dalga sesleri ve gittikçe artan fırtına keyfimizi kaçıramadı. Topladığımız taşlardan yaptığımız ocakta saatler süren pişirme serüvenin arkasından yarısı çiğ tavukları yedik ve erkenden yattık. Ancak kimse hemen uyuyamadı. Gece 2.30 civarında uyandığımda rüzgar kesilmiş, göl sakinleşmiş, yıldızlar bize doğru iyice yaklaşmıştı. Çadırdan çıkıp, bir süre çimenler üzerinde yürüdüm. Çevrede modern dünyayı hatırlatan hiçbir şey yoktu. Uçsuz bucaksız dağları kaplayan çimenlere değen hafif rüzgarın taşıdığı çiçek kokuları, baş döndürücüydü; sessizliğin sesini dinledim. Uzaktan, Batı’dan bakınca oldukça farklı görülen bu coğrafya, aslında unuttuğumuz ne çok şeye sahipti. Özgürlük, sonsuzluk hissi, doğaya, gökyüzüne yakın olmak gibi kavramlar ve duygular içinde yeniden çadırıma girip uyudum.

Sabah erkenden kalkıp, yaylacıları bulmak için daha yükseklere çıkacaktık. Kahvaltıda Can’ın köy bakkalından aldığı, markasını kimsenin bilmediği, tarihleri en az iki üç yıl geçmiş bisküviler ve meyve suları vardı. Kimsenin umurunda değildi. Hasta da olmadık. Balık Gölünde bir gece geçirmiştik. Ancak kara çadırlı yaylacılara rastladığımızda biraz şaşırmıştık. Değişmişlerdi; çadırlar tümüyle keçi kılından yapılmış geleneksel tipte değildi. Birçoğu mavi naylonlarla kaplanmıştı, bazı aileler de beyaz Kızılay çadırlarını kullanıyordu. Güzel resimler çektik, dört bin yıldır yaylacıların dolaştığı dağlarda dolaştık ve bir gece de olsa çimenlerin üzerinde çadırda kaldık. Artık, bir bölümünü burada aktardığım, farklı bir hikayemiz ve çektiğimiz, çok sayıda resimlerimiz vardı.


1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
Oy veren kişi sayısı: 2
Aldığı oyların ortalaması: 5,00
Aldığı en yüksek oy: 5
Loading ... Loading ...


YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ...

  1. (gerekli)
  2. (geçerli bir e-posta adresi gerekli)
  3. (gerekli)
  4. Gönder
 

gezgin iletişim formu