Kanto
Yazının detaylı bilgileri için tıklayın.
Başleyooooor işte başleyoooor! Buyurun efendiler, gelin sahne-i pencerimize şevk-ü can olun. Ey Ahalii duyduk duymadık demeyin. Temaşa aleminin 7 düvele nam salmış, yedi diyardan nam getirmiş doksan altı nokta üç multikulti radyosunun medar-ı iftaharı Afeti devranı Peruz ve Şamram hanımlara , Küçük amelyalara, Küçük Virjinlere kulak veriiin!
Evet belki de yaşasalardı bugün bile tellallar böyle bir çağrıyı bir tiyatro önünde yapmayacaklardı. Ancak bundan yaklaşık 150 yıl önce, Türkiye’de başlayan bir müzikal tiyatro geleneğinin ilk adımları, ilk çağrıları böyle başlar.
1870’ler de İstanbul’da başlayan bir tiyatro geleneğidir Kanto. Batıya açılmaya çalışan Osmanlı’nın sahnede kadını keşfetmek üzere olduğunun da habercisidir aynı zamanda. Kadın, müzik ve mizahın olduğu yerde koca bir imparatorluk geleneği bile direnemez ve İstanbul’un eğlence hayatı bir anlamda kanto ile çemberinden çıkar. Kadını tüller arasında, cumbalar ardında keşfetmeye alışık Türk erkeğinin yeni bir hayata yüzünü çevirmesidir bu şarkılı dans gösterisi.
İtalyanca şarkı söylemek demek olan Cantare’den gelen kanto, İstanbul tiyatrolarına girerken daha kadınsı, daha oynak, daha cilveli ve daha bir Osmanlıdır. Tango gibi hakkettiği vefayı göremese de, anılarda hakkettiği yeri hep tutmuş, ama değişen bir toplumun hayal ve eğlence dünyasından da aynı şekilde sessiz sedasız kaybolmuştur.
Kantonun başlangıcı genellikle 1870 olarak anılır. Seyyar bir tiyatrodan kalan mirastır İstanbul’a Kanto. Ama zamanla Türk müziği ve makamları kullanılarak hazırlanan sahne gösterisine dönüşür. Sahnede dans edilerek söylenen bu şarkılar için, Türk müzikalinin başladığı nokta bile diyebiliriz.
İlk kez Türk tiyatrosunun kurucularından Güllü Agop tiyatrosunda yer alır ve amaç seyirci çekmektir. Güllü Agop Tiyatrosu’ndan Galata ve Beyoğlu’na Şehzadebaşı’na Direklerarası’na kadar yol alır Kanto. İsmail Dümbüllü,nün anılarından öğrendiğimiz kadarıyla da ilk kantocu ermeni asıllı Aranik Hanımdır. Amelya takma ismiyle sahneye çıkan ilk müslüman kantocu ise; ilk türk tiyatrocu olarak bilinen Afife jale’den de çok önce sahneleri dolduran Kadriye hanımdır.
Düetto kantolarda sahneye iki şarkıcı çıkar. Rengarenk sahnede, cıvıl cıvıl iki kantocu karşılıklı tartışma içine girerler. Genellikle kadın- erkek çelişkisi ve ilişkileri üzerine kurulu olan bu kanto türü, toplumun değişen ihtiyaç ve beğenilerine zamanla ayak uyduramaz.
Kanto dünyasının devleri sayabileceğimiz Peruz, Şamran Hanım Virjin ve Kamelya hanımların dönemi, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra tarihe karışmaya başlar. Yalnız buna rağmen kantoyu yaşatmaya çalışan Huysuz Virjin, Nurhan Damcıoğlu gibi isimler bu türün son şarkılarını bugünlere aktarmaya çalışırlar. Burada Huysuz Virjin’in özel bir yeri vardır çünkü huysuz Virjin; muhafazakar Türk toplumunda kadın rolünde sahneye çıkan, şarkı söyleyen erkek olması itibarı ile öncüdür.
Nurhan Damcıoğlu ise, özellikle kantonun son dönemini hayal meyal yakalayabilenler için daha çağdaş ama kıpır kıpır ve tam bir güncel kantodur. Viran eylenmiş sahnelerden; Beyoğlundan, bugün artık direkleri bile kalmamış direklerarasından arta kalan bir dünyanın silinmek üzere olan izlerinde yürümeye çalıştık. Sevdim a dostlar e ben diyen, ermeni; rum aksanlı şarkıcıların, leblebici kantosu, arabacı kantosu söyleyerek yürekleri kafeslerinden alıp götürenlerin dünyasına dair ne söylersek söyleyelim, tangoya verilen itibarı iade edemeyiz. Ama en azından bir buruk perdeyi yüreğimizde çalan ve okuyan kantocular için bir kez daha, son bir kez daha kaldırabiliriz. Açılsın Perde, Yıkılsın sahneee! Huzurlarınızdaaa Küçük Neziheeee Hanım ve meşhur Kanamam Aldanamam Kantosu

Çin Mitolojisi
Hint Mitolojisi
Belgrad Ormanı Bisiklet Turu (Temmuz 2010)
Kibritçi Kız
Kassandra

